CANLI
Ana Sayfa🇹🇷 Türkiye🌍 Dünya📈 Ekonomi⚽ Spor💻 Teknoloji🎭 Magazin
Ana SayfaDünyaPlastik atık: Türkiye Avrupa'nın kirlili
🌍 Dünya

Plastik atık: Türkiye Avrupa'nın kirlilik deposu mu?

DW Türkçe·🕐 1 sa önce·👁 2 görüntülenme
Plastik atık: Türkiye Avrupa'nın kirlilik deposu mu?
5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde plastik kirliliği yeniden gündemde. Yeni bir rapor, Türkiye'ye gelen plastik atıklarda asıl sorunun miktar değil, atıkların akıbetinin izlenememesi olduğunu savunuyor.

5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde plastik kirliliği küresel ölçekte tartışılmaya devam ederken, Türkiye'nin Avrupa'dan ithal ettiği plastik atıklar da yeniden gündemde.Çin'in 2017 yılında plastik atık ithalatını büyük ölçüde yasaklamasının ardından küresel atık ticaretinin rotası değişti. Uzun yıllar boyunca Avrupa ve Kuzey Amerika'nın plastik atıklarının önemli bölümünü alan Çin'in piyasadan çekilmesiyle birlikte yeni varış ülkeleri ortaya çıktı. Türkiye de bu süreçte önde gelen ülkelerden biri oldu.Bugün Türkiye, Avrupa'nın başlıca plastik atık varış noktalarından biri konumunda. Ancak İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) tarafından yayımlanan ve çevre bilimci Prof. Dr. Sedat Gündoğdu tarafından hazırlanan yeni politika notu, tartışmanın artık yalnızca ne kadar plastik atık ithal edildiğiyle ilgili olmadığını savunuyor. Çalışmaya göre asıl soru, Türkiye'ye gelen bu atıkların ne kadarının gerçekten geri dönüştürüldüğü, ne kadarının çevreye karıştığı ve mevcut sistemin bunları ne ölçüde izleyebildiği.Rapor, plastik atık ticaretini yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil; "kirlilik transferi", "çevresel adaletsizlik" ve "ekolojik güvenlik" sorunu olarak ele alıyor. Çalışmanın ortaya koyduğu tablo, Türkiye'nin küresel plastik ticaretindeki rolüne ilişkin yerleşik varsayımları da sorguluyor.Politika notu, plastik atık ticaretini yalnızca bir geri dönüşüm faaliyeti olarak değil, ülkeler arasındaki çevresel ve ekonomik eşitsizliklerle bağlantılı bir mesele olarak ele alıyor.Rapora göre küresel kuzeyde yer alan gelişmiş ülkeler, kendi sınırları içinde yönetmek istemedikleri atıkları daha düşük maliyetlerle küresel güney ülkelerine gönderiyor. Bu nedenle atık ticareti uzun yıllardır "atık sömürgeciliği", "ekolojik emperyalizm" ve "çevresel adaletsizlik" kavramları üzerinden tartışılıyor.Çalışmada, 1980'lerde ABD'den çıkan tehlikeli atıkların Haiti'ye ve okyanuslara boşaltılmasıyla sonuçlanan Khian Sea vakası ile Nijerya'daki Koko skandalı hatırlatılıyor. Bu olayların daha sonra Basel Sözleşmesi'nin ortaya çıkmasına zemin hazırladığı belirtiliyor.Rapora göre bugün plastik atık ticareti de benzer bir tartışmanın merkezinde bulunuyor. Türkiye'nin son yıllarda Avrupa'dan gelen plastik atıkların önemli bir bölümünü kabul etmesi de bu nedenle yalnızca bir geri dönüşüm politikası olarak değil, küresel atık akışlarının parçası olarak değerlendiriliyor.Rapora göre Türkiye'nin plastik atık ithalatındaki yükselişi, Çin'in 2017 sonunda aldığı ithalat yasağının ardından hızlandı. Çin öncesi dönemde Avrupa Birliği'nden sınırlı miktarda plastik atık alan Türkiye, yasağın ardından birkaç yıl içinde Avrupa'nın başlıca varış ülkelerinden biri haline geldi.Politika notunda yer alan bilgilere göre Türkiye'nin plastik atık ithalatı 2018 yılında 437 bin tona yükselirken, Ticaret Bakanlığı'nın AB teknik çalıştayında paylaştığı verilere göre 2024 yılında yaklaşık 1,29 milyon tona ulaştı.Bu büyüme genellikle Türkiye'nin güçlü geri dönüşüm sektörü ve plastik sanayisinin hammadde ihtiyacıyla açıklanıyor. Ancak rapora göre ithalattaki artış tek başına geri dönüşüm kapasitesindeki gelişime işaret etmiyor. Türkiye'nin aldığı plastik atık miktarı, ülkenin kendi atık yönetim performansıyla birlikte değerlendirildiğinde farklı bir tablo ortaya çıkıyor.Türkiye yılda yaklaşık 32-33 milyon ton belediye atığı üretiyor. Bu atıkların yaklaşık 3,3 milyon tonunu plastikler oluşturuyor. Buna rağmen rapora göre belediye atıklarının yüzde 80 ila 90'ı hâlâ düzenli depolama sahalarına gönderiliyor veya düzensiz biçimde bertaraf ediliyor.Bu durum, Türkiye'nin kendi atıklarını yönetmekte yaşadığı yapısal sorunların devam ettiğine işaret ediyor.Rapor ayrıca geri dönüşüm oranları konusunda da dikkat çekici bir farklılığa işaret ediyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre belediye atıklarında geri kazanım oranı 2017'de yüzde 13 iken 2022'de yüzde 30'a yükseldi, 2024 için ise yüzde 36 hedefi açıklandı. Ancak Dünya Bankası'nın 2022 yılı için hesapladığı geri dönüşüm oranı yüzde 11,9 olarak kaydedildi. Çalışmada bu farkın yalnızca teknik bir istatistik meselesi olmadığı, aynı zamanda sistemin şeffaflığı ve performansının nasıl ölçüldüğüne ilişkin soru işaretleri yarattığı belirtiliyor.Raporun dikkat çektiği temel çelişki ise şu: Kendi belediye atıklarının çok büyük bölümünü hâlâ depolama sahalarına gönderen bir ülke, dışarıdan gelen milyonlarca tonluk plastik atık akışını çevresel açıdan güvenli biçimde yönetebiliyor mu?Plastik atık ticaretine ilişkin verilerde de tutarsızlıklar söz konusu.Birleşmiş Milletler'in Comtrade veri tabanı, Eurostat, Basel Action Network, PAGEV ve Türkiye Ticaret Bakanlığı'nın açıkladığı rakamlar birbirinden farklı sonuçlar ortaya koyuyor. Örneğin 2024 yılı için Basel Action Network, Avrupa Birliği'nden Türkiye'ye gönderilen plastik atık miktarını 426 bin ton olarak hesaplıyor. PAGEV aynı yıl HS 3915 kodlu plastik atık ithalatını yaklaşık 678 bin ton olarak açıklarken, Türkiye Ticaret Bakanlığı 2024 yılı toplam plastik atık ithalatını yaklaşık 1,29 milyon ton olarak bildiriyor.Çalışmaya göre bu farklılıkların nedenleri arasında gümrük kodlarındaki sınıflandırma sorunları, raporlama tarihleri arasındaki farklılıklar, yeniden ihracat işlemleri ve yanlış beyanlar yer alıyor. Ancak bu farklılıklar, plastik atık ticaretinin gerçek boyutunun ve izlenebilirliğinin değerlendirilmesini güçleştiriyor.Türkiye'ye ne kadar plastik atık girdiği konusunda dahi net bir tablo ortaya koyulamaması, sistemin izlenebilirliğine ilişkin daha büyük soru işaretleri yaratıyor. Çünkü miktarın kendisi konusunda belirsizlik bulunurken, bu atıkların ne kadarının geri dönüştürüldüğünü veya çevreye karıştığını doğrulamak daha da güç hale geliyor.Bu nedenle çalışma, plastik atık ticaretindeki veri şeffaflığını başlı başına bir yönetişim sorunu olarak değerlendiriyor.Politika notunun en güçlü eleştirilerinden biri mevcut denetim sistemine yönelik.Türkiye'de atıkların hareketi Mobil Tehlikeli Atık Takip Sistemi (MoTAT) üzerinden izleniyor. Sistem, atıkların gümrüklerden veya üretim tesislerinden lisanslı geri dönüşüm tesislerine kadar olan yolculuğunu takip etmeyi amaçlıyor.Ancak rapora göre sistemin önemli bir kör noktası bulunuyor.MoTAT, atığın tesise ulaştığını gösterebiliyor ancak tesis içine girdikten sonra ne olduğuna dair ayrıntılı bir izleme mekanizması sunmuyor. Başka bir ifadeyle sistem, atığın kapıya kadar olan hareketini izliyor, ancak içeride gerçekten geri dönüştürülüp dönüştürülmediğini, ne kadarının ürün haline geldiğini, ne kadarının atık olarak kaldığını veya yasa dışı biçimde bertaraf edilip edilmediğini ortaya koyamıyor.Rapora göre bu durum, ithal edilen plastiklerin yakılması, yasa dışı dökülmesi ya da kayıt dışı biçimde sistem dışına çıkarılması gibi risklerin tespit edilmesini güçleştiriyor.Bu nedenle çalışma, tesislere giren her kilogram atığın çıkan ürün ve bakiye atıklarla eşleştirildiği gerçek zamanlı bir "kütle dengesi" sisteminin kurulmasını öneriyor.Raporun dikkat çektiği bir diğer konu da denetim ve sertifikasyon mekanizmalarının etkinliği.Çalışmada örnek olarak Düzce'deki 2B Plast vakasına yer veriliyor. Rapora göre tesis, Alman makamları tarafından geri dönüşüm yapabilecek kapasitede olduğu gerekçesiyle onaylanmıştı. Ancak daha sonra tesis faaliyet göstermediği halde Almanya'dan plastik atık sevkiyatlarının sürdüğü ortaya çıktı.Politika notu bu örneği, mevcut sertifikasyon sistemlerinin sahadaki gerçek durumu her zaman yansıtamayabileceğinin göstergesi olarak değerlendiriyor.Çalışmaya göre sorun yalnızca yeni kurallar koymak değil, bu kuralların sahada uygulanıp uygulanmadığını sürekli ve bağımsız biçimde doğrulayabilmek.Raporun teorik tartışmayı somut verilerle desteklediği yerlerden biri Adana.Türkiye'de ithal plastik atıkların önemli bir bölümünün işlendiği kentte yapılan araştırmalar, geri dönüşüm süreçlerinden kaynaklanan mikroplastik kirliliğine işaret ediyor.Çalışmada aktarılan saha verilerine göre geri dönüşüm tesislerinin aşağı akışında yer alan sulama kanallarındaki mikroplastik yoğunluğu, yukarı akıştaki noktalara göre 132 kata kadar çıkabiliyor. Araştırmada saatte 5,3 milyardan fazla mikroplastik parçacığının su sistemlerine karıştığı belirtiliyor.Bu bulguların önemi yalnızca sucul ekosistemlerle sınırlı değil.Rapora göre söz konusu suların tarımsal sulamada kullanılması, mikroplastiklerin tarım topraklarına ve gıda zincirine taşınmasına yol açabiliyor. Bu nedenle çalışma, bazı geri dönüşüm süreçlerinin çözümün yanında yeni çevresel riskler de yaratabildiğine dikkat çekiyor.Öte yandan rapor, son yıllarda plastik geri dönüşüm tesislerinde meydana gelen yangınlarda belirgin bir artış yaşandığına dikkat çekiyor. Rapora göre plastik geri dönüşüm tesislerinde çıkan yangınların sayısı 2017'de yıllık 6 vakadan 2022'de 125 vakaya yükseldi.Çalışmada, bazı yangınların geri dönüşüme uygun olmayan atıkların bertaraf maliyetlerinden kaçınmak amacıyla çıkarıldığı yönündeki iddialara da yer veriliyor.Bu tür yangınların yalnızca ekonomik kayıplara yol açmadığı, aynı zamanda dioksin ve furan gibi son derece zararlı kirleticilerin atmosfere yayılmasına neden olabileceği vurgulanıyor.Rapor ayrıca Adana başta olmak üzere bazı bölgelerde tespit edilen yasa dışı döküm ve açıkta yakma uygulamalarının toprakta kalıcı organik kirletici birikimine yol açtığını belirtiyor.Avrupa Birliği'nin yeni Atık Sevkiyat Tüzüğü, plastik atık ticaretine ilişkin kuralları önemli ölçüde sıkılaştırıyor.Yeni sistem kapsamında Türkiye gibi OECD ülkelerine yapılacak sevkiyatlar daha sıkı bildirim ve onay süreçlerine tabi olacak. AB ayrıca çevreye uygun yönetim standartlarını karşılamayan ülkelere yönelik ihracatı durdurma yetkisini de elinde bulunduracak.Ancak politika notu bu düzenlemelerin tek başına yeterli olmayabileceğini savunuyor.Çalışmaya göre sorun yalnızca mevzuat eksikliği değil. Asıl mesele, denetimin nasıl yapılacağı ve kuralların sahada ne ölçüde uygulanacağı.Türkiye'nin plastik atık ithalatı tartışması artık yalnızca ne kadar atık alındığı sorusuna değil, bu atıkların gerçekten neye dönüştüğü, ne kadarının çevreye karıştığı ve mevcut denetim sisteminin bunu ne ölçüde izleyebildiği sorularına odaklanıyor.Bu nedenle çalışma, Türkiye'nin küresel plastik ticaretindeki rolüne ilişkin temel bir soruyu yeniden gündeme getiriyor:Türkiye, Avrupa'nın plastik atıklarını geri dönüştüren bir merkez mi, yoksa giderek küresel plastik kirliliğinin yükünü taşıyan bir ülke mi haline geliyor?

Kaynak: DW TürkçeOrijinal Habere Git →
İlgili Haberler