CANLI
Ana Sayfa🇹🇷 Türkiye🌍 Dünya📈 Ekonomi⚽ Spor💻 Teknoloji🎭 Magazin
🇹🇷 Türkiye

Fütursuz katiller

Cumhuriyet·🕐 ·👁 0 görüntülenme
Fütursuz katiller
Kadın cinayetlerini önlemek yalnızca uzaklaştırma kararları veya daha ağır cezalarla mümkün değil. Şiddeti üreten ailevi, toplumsal ve kurumsal koşullarla birlikte mücadele etmek gerekiyor.

Yine kadın cinayetlerinden söz etmek istiyorum. Devlete rağmen, devletin uzaklaştırma kararına rağmen, sokakta, herkesin içinde karısını, sevgilisini öldürenlere “korkusuz katil” denebilir ancak bu yanlış olur. Korkusuz kavramı cesur anlamını da içerdiği için olumlu anlamda kullanılır. Kurtuluş Savaşı’nın şehitlerine, gazilerine “korkusuz” diyebiliriz. Ancak kadın katillerine korkusuz yerine “gözü dönmüş” veya ‘fütursuz’ demek daha doğru olur. Fütursuz, hiçbir gücü, hiçbir otoriteyi kaile almayan, kural, kanun tanımayan, başına buyruk demektir.

Sadece 10-15 sene içinde ortaya çıkan kadın cinayetleri o kadar çok ki artık hepsini tek tek telaffuz edemiyoruz. Sadece içlerinden unutamadığımız bazılarını dile getiriyoruz. Bunlardan ikisi:

Kırıkkale’de Emine Bulut sokakta, kızının yanında kocası tarafından öldürüldü. Ölmeden önce yaralıyken kızı “Anne lütfen ölme” dedi. Emine Bulut kızını tek başına yetiştiriyordu, kızcağız hayatının en kritik anında nezaketi elinden bırakmamıştı, lütfen demişti. Bu olay, bu dünyada “Keşke bilmeseydim” dediğim olaylardan birisidir.

29 Ağustos tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde ‘Elinde Çayla Öldürdü’ başlıklı haberde İstanbul’da Şerife Gezer’i aylardır taciz ve tehdit eden Hakan Sayacı’ya mağdurdan uzaklaştırma hükmü verildiği ancak saldırganın sokakta Şerife Gezer’i tabancayla öldürdüğü yazıldı.

Kamera kayıtlarına göre Şerife Gezer’in yalvarmalarına rağmen katil bir elinde çay bardağı, bir elinde tabanca olduğu halde meydanda döne dolaşa mağduru fütursuzca vuruyor. Görülen o ki verilen uzaklaştırma kararı işe yaramamıştır. Peki bu karar niçin işe yaramamıştır?

Bu durumda akla iki seçenek gelmektedir. Birincisi uzaklaştırma kararı iyi uygulanmamıştır. Teknolojinin bunca geliştiği çağda bir saldırganı bir mağdurdan uzak tutmanın elektronik yolla mümkün olması gerekirdi.

Akla gelen ikinci seçenek ise şudur: Eğer engelleyici değilse boşuna uzaklaştırma verilmemeli, uzaklaştırmayı gerektiren durumlarda potansiyel saldırgan hapse atılmalıdır. “Suç işlemeden hapse atmak kanuna aykırıdır” derseniz, o zaman ya uzaklaştırmayı etkili hale getirmelisiniz ya da kanunu değiştirmelisiniz. Ortada mağdurun feda edilmesi seçeneği olmamalıdır.

Aslında hem uzaklaştırmayı etkin hale getirmekte hem de bazı yasalarda değişiklik yapmakta yarar vardır. Mahkemede kravat takan kadın katillerinin iyi halden indirim almaları toplumun vicdanını yaralamaktadır ancak hiç kimse ortaya çıkıp bu gibi durumlarda iyi hal uygulamasının kaldırılmasını milletvekillerinden istemiyor. Bu noktada da ‘Söylenir ama söylemez ilkesi’ gündemdedir.

Şerife Gezer cinayetinde de KCDP (Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu) yine elinden geleni yapmaya çalıştı. Bu konuda iyi niyetle çabalayan avukatlar, sivil toplum örgütleri var. Ancak bunlar ne yazık ki yeterli olmuyor. İyi niyetli gönüllülerin çabalarının ötesinde siyasilerin, kanunların ve devletin etkin olması gerekiyor. 2011’de Türkiye Cumhuriyeti İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladı, 2021’de ise bu sözleşmeden çekildi. Oysa bu sözleşme kadınları aile içindeki ve dışındaki saldırganlara karşı koruyordu, caydırıcıydı. Ülkemizin sözleşmeden çekilmesi kadınlarımızı bu konuda korunmasız bıraktı, en azından kadınlara saldırının önlenmesinin çok da önemli olmadığı duygusunu ortaya çıkardı. Herkes İstanbul Sözleşmesi’ne tekrar dönülmesi konusunda elinden geleni yapmalıdır.

Yine aynı soru var karşımızda: “Bu cinayetlerin temel sebepleri nedir ve bunları nasıl önleriz?” Olaya bağlantısallık ve yaşamdaşlık kavramları açısından bakarsak bir sorunu tek bir çözümle gideremeyeceğimizi görürüz. Bir sorunun pek çok nedeni vardır. Kadın katillerine verilecek cezaların artırılması, iyi halden yararlandırılmaması bir çözüm olarak görülebilir. Ancak tek başına işe yaramaz, hatta İstanbul Sözleşmesi de tek başına çözüm değildir. Çözüm derinlerdedir. Fütursuz kadın katilleri muhtemelen anneleri ve babaları tarafından yeterli ve tutarlı sınır konulmadan büyütülmüş çocuklardır. Babalar üç yaşındaki oğullarına, “Haydi annene bi vur, tükür” diye akılları sıra şaka yaptıklarında, hiç farkında olmadan geleceğin fütursuz katillerini yetiştirirler. Erkek çocuktur diye oğullarına sınır koymayan anneler de erkek egemen düzenin bu tavrını pekiştirirler. Güvenli bağlanmayla yetiştirilmeyen çocuklar kendileri ve toplum için sorun yaratırlar.

Ülkedeki siyasetçiler arasındaki tüm kavgalar toplumun gerilmesine yol açmaktadır. Buna bir de ekonomik sıkıntılar eklendiğinde basit önlemlerle üstesinden gelinemez fütursuz saldırganlıklar ortaya çıkmaktadır.

Kaynak: CumhuriyetOrijinal Habere Git →
İlgili Haberler