Ana Sayfa›Dünya›Brexit, İngiliz küçük işletmelerini zorl…
🌍 Dünya
Brexit, İngiliz küçük işletmelerini zorlamaya devam ediyor
NTV Dünya·🕐 1 sa önce·👁 1 görüntülenme
İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılma kararının üzerinden geçen on yılda, ülkedeki küçük ve orta ölçekli işletmeler artan bürokrasi ve yüksek maliyetlerle mücadele ediyor. İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma sürecini (Brexit) başlatan referandumun üzerinden on yıl geçmesine rağmen, ülkedeki küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ) yoğun bürokrasi, yükselen maliyetler ve gerçekleşmeyen beklentiler arasında sıkışıp kalıyor. Küçük İşletmeler Federasyonu tarafından geçen ay yayımlanan çalışma, AB ile ticaret yapan İngiliz KOBİ'lerinin yüzde 63'ünün son 12 ayda önemli ticari engellerle karşılaştığını gösteriyor. Ankete katılanların üçte biri, mevcut yasal çerçeve altında birlik ile olan ticaretini azaltmayı veya tamamen durdurmayı planlıyor. İş dünyası temsilcileri, bu süreçte yaşadıkları deneyimleri aktarıyor. METAL ÜRETİCİSİ GECİKEN TESLİMAT SÜRELERİNDEN ŞİKAYETÇİ Mikro metal bileşenler üreten Brandauer firmasının yöneticisi Rowan Crozier, AFP ajansına yaptığı açıklamada, Brexit etkilerinin devam ettiğini belirtiyor. Çalışanlarını ticari nedenlerle ayrılığa karşı ikna etmek için elinden geleni yaptığını ifade eden Crozier, veriler incelendiğinde tüm malzemelerin teslimat sürelerinin Brexit sonrasında arttığının görüldüğünü söylüyor. İngiltere'nin AB'den resmen ayrılmasından önce sevkiyatların 24 ila 48 saat içinde sorunsuz şekilde ulaştığını kaydeden Crozier, artık bu sürenin en az bir hafta sürdüğünü dile getiriyor. Birmingham merkezli şirket, dünyada 0,05 milimetre kalınlığındaki metallerle çalışan az sayıdaki üretici arasında yer alıyor. Crozier, sahip oldukları bu uzmanlığın Brexit kaynaklı zorlukların aşılmasına katkı sağladığını ekliyor. AYRILIK DESTEKÇİLERİ YENİ DÜZENLEMELERDEN MEMNUN DEĞİL Çelik yapılar, depolar, köprüler ve stadyumlar inşa eden Reidsteel şirketinin yöneticisi Simon Boyd, Avrupa'yı sevdiğini ancak sorunun Brüksel yönetimi olduğunu ifade ediyor. Boyd, karbon ticareti ve emisyon yönetmeliklerinin büyük bir sorun teşkil ettiğini dile getiriyor. Brexit destekçisi olan Boyd, İngiltere'nin AB'den miras kalan düzenlemeleri gevşetme konusunda daha ileri gitmemesinden şikayetçi. Ülkedeki net sıfır emisyon hedefini intihar niteliğinde olarak nitelendiren Boyd, emisyon oranları çok daha yüksek olan AB dışındaki ülkelerden çelik alarak karbon salınımının azaltılmadığını, aksine artırıldığını belirtiyor. Boyd, AB'den ayrılmanın kendilerine zarar vermediğini ancak bekledikleri faydaları da getirmediğini sözlerine ekliyor. KUZEY İRLANDA, ÇİFT TARAFLI PAZAR ERİŞİMİNDEN MEMNUN Havalandırma sistemleri üreticisi Brookvent şirketinin yöneticisi Declan Gormley, her işletmenin kendisi için en iyi pazar fırsatını bulmak isteyeceğini, AB'nin hem Brexit öncesinde hem de sonrasında bu fırsatı sunduğunu dile getiriyor. Şirketin genel merkezi, İrlanda Cumhuriyeti ile açık sınırın korunması amacıyla AB ortak pazarında kalmaya devam eden Kuzey İrlanda'da yer alıyor. Hem İngiltere hem de AB pazarlarına erişimi olan şirketin durumunu iki tarafta da birer ayağımız var şeklinde tanımlayan Gormley, 2016'dan bu yana Avrupa genelindeki faaliyetlerinde büyük büyüme kaydettiklerini, ancak İngiltere pazarının durağan kaldığını açıklıyor. Gormley, Kuzey İrlanda'nın Brexit'ten fayda sağladığını ancak yine de tüm İngiltere'nin AB içinde kalmasını tercih edeceğini belirtiyor. İngiltere'nin güneydoğusundaki bitki tedarikçisi Provender Nurseries firmasının genel müdürü Richard McKenna, son on yılda kazanan kimsenin olmadığını, ekonominin ve insanların zarar gördüğünü ifade ediyor. Bu sürecin hayatı daha da zorlaştırdığını söyleyen McKenna, çalışanların daha fazla evrak işiyle uğraştığını ve her bürokratik işlemin şirkete ek bir maliyet getirdiğini kaydediyor. İthalat nedeniyle bitkilerin daha pahalı hale geldiğini ve bunun da ürün fiyatlarını artırarak satın almayı zorlaştırdığını belirten McKenna, Brexit öncesindeki gibi gümrüksüz ulaşım, Avrupalı ortaklarla engelsiz işbirliği ve sınırların kaldırılması yönündeki beklentisini paylaşıyor. GIDA İHRACATÇILARI YENİ TİCARET ROTALARI ARIYOR Sanayi Devrimi'nin doğduğu yer olarak bilinen Telford merkezli Bridge Cheese firması, Asya pazarına yönelerek bu stratejinin sonuçlarını almaya başlıyor. Şirket, bu yıl Hong Kong'a, geçmişte Avrupa'ya gönderdiği yıllık 100 bin tondan fazla işlenmiş peynir hacminin iki katından fazlasını satmayı hedefliyor. Şirketin yöneticisi Harte, Reuters'a verdiği demeçte bu yıl Malezya'ya ihracata başlamayı umduğunu, Vietnam, Tayland ve Çin ana karası gibi pazarlarda ise onay süreçlerinin devam ettiğini bildiriyor. Ancak Brexit engellerinin başlamasının ardından 2025 sonuna kadar hiçbir yurt dışı satışı gerçekleştiremeyen şirket, ayakta kalabilmek için yavaşlayan iç pazar büyümesine bağımlı kaldı. Harte, İngiltere'nin komşularıyla serbestçe ticaret yapabilmesi durumunda şirket büyümesinin çok daha güçlü olacağından şüphe duymadığını kaydediyor. Brexit öncesinde pazartesi günü üretilen peynirin çarşamba günü Fransa veya İrlanda'daki müşteriye ulaştığını hatırlatan Harte, İspanya ve İtalya'ya hızlı bir şekilde açılma planlarını iptal etmek zorunda kaldıklarını söylüyor. 2021 yılında uygulamaya konulan ticaret anlaşmasından altı ay sonra, denetim başına 500 sterline varan zorunlu veteriner kontrolleri, gümrük belgeleri ve sınır gecikmeleri nedeniyle Avrupa satışlarından vazgeçtiklerini aktarıyor Harte, "Rekabetçi olamadık" ifadesini kullanıyor. Harte, şu anda Asya'ya gönderilen 16 bin 800 kilogram peynir taşıyan bir konteynerin veteriner sertifikası maliyetinin, AB'ye gönderilen yalnızca 1200 kilogramlık iki paletle aynı olduğunu ve buradaki bürokrasinin daha az yorucu olduğunu belirtiyor. Yıllık yaklaşık 35 milyon sterlin ciroya sahip olan Bridge Cheese gibi binlerce İngiliz şirketi, ana dış pazarlarına olan serbest erişim kaybını telafi etmek için yeni yollar bulmaya çalışıyor. Gıda üreticileri bu durumdan en çok etkilenen kesimler arasında yer alıyor. EKONOMİK BÜYÜME BEKLENTİLERİ ZAYIFLIYOR AB, İngiltere'nin en büyük ticaret ortağı olmayı sürdürse de, birçok üretici bu olumsuz etkileri hissetmeye devam ediyor. Bu durum, 2007-2008 küresel finansal krizinden bu yana düşük büyüme sarmalında olan İngiliz ekonomisindeki sorunları artırıyor. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, geçen ekim ayında yaptığı açıklamada, bir ekonominin dışa açıklığının azaltılmasının büyümeyi sınırlandıracağını, ancak zamanla ticaretin uyum sağlayıp yeniden inşa edileceğini belirtmişti. Şu ana kadar bu yeniden inşa sürecinin sınırlı kaldığı görülüyor. Gıda ve İçecek Federasyonu verilerine göre, İngiltere'nin AB'ye yaptığı gıda ihracatı hacmi, 2021-2025 yılları arasında Brexit öncesindeki beş yıllık döneme kıyasla yüzde 23'ten fazla azaldı. Londra Ekonomi Okulu (LSE) Ekonomik Performans Merkezi raporuna göre, 2024 yılına gelindiğinde, aralarında gıda üreticilerinin de bulunduğu yaklaşık 20 bin küçük ölçekli firma AB'ye ihracat yapmayı durdurdu ve toplam ihracatçı sayısı yaklaşık 100 bine geriledi. İngiltere'nin Avustralya ve Hindistan gibi ülkelerle yaptığı yeni ticaret anlaşmaları, bu kayıpların sadece küçük bir kısmını karşılayabiliyor. Ticaretteki daralmanın yanı sıra, belirsizlikler de yatırımların azalmasına yol açıyor. Hükümetin bütçe tahmincileri, Brexit'ten 15 yıl sonra İngiltere ekonomisinin AB'de kalınan senaryoya kıyasla yüzde 4 daha küçük olacağını ve bu zararın yaklaşık yarısının şimdiden gerçekleştiğini tahmin ediyor. Bu oran, ülkenin 2025 yılındaki 3 trilyon sterlinlik gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH) üzerinden hesaplandığında yaklaşık 120 milyar sterlinlik kayba karşılık geliyor. ABD merkezli Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu (NBER) ise kaybın yüzde 6 ile yüzde 8 arasında olacağını, gelecekteki büyüme için kritik olan yatırımların ise yüzde 18 daha düşük kalacağını öngörüyor. Brexit destekçisi ekonomistler ise bu tahminlere itiraz ediyor. NBER analizinde İngiltere'nin ABD gibi yüksek performans gösteren ülkelerle kıyaslanmasının Brexit etkisini abarttığını kaydeden uzmanlar, asıl sorunun yüksek vergiler, artan düzenlemeler ve yüksek enerji faturaları olduğunu belirtiyor. Söz konusu uzmanlar, İngiltere'nin son yıllardaki genel ekonomik performansının Fransa ile benzer, Almanya'dan ise daha iyi olduğunu belirterek, hizmet sektörünü destekleyecek ikili ticaret anlaşmalarına odaklanılması gerektiğini kaydediyor. HÜKÜMET YENİ İŞBİRLİĞİ YOLLARI ARIYOR İngiltere Başbakanı Keir Starmer ticari engelleri azaltmaya çalışırken, gıda güvenliği ve veterinerlik kontrollerini azaltmayı hedefleyen anlaşma için 22 Temmuz'da bir AB-İngiltere zirvesi planlanıyor. Ancak AB kaynakları sürecin yavaş ilerlediğini kaydediyor. Harte, İngiltere'nin kuralları AB ile uyumlu hale getirmesi durumunda yeniden Avrupa'ya ihracat yapmak istediklerini belirtiyor. Buna rağmen, son yıllardaki ekonomik şoklar ve Brexit nedeniyle sarsılan birçok şirket için bu adımların belirsizliği tamamen gidermesi beklenmiyor. Ülkede iş yatırımları yeni milenyumdan bu yana zayıf seyrederken, GSYİH içindeki payı bakımından G7 ülkeleri arasındaki en düşük seviyede kalmaya devam ediyor. 2016 yılından bu yana altı farklı başbakanın görev yapmasıyla yaşanan siyasi dalgalanmalar, işverenler üzerindeki belirsizlik yükünü artırıyor. Kuzey İrlandalı peynir üreticisi Thomson, bu belirsizlik ortamında, serbest erişim hakkına sahip olmasına rağmen AB pazarını genişletmek için yeni bir yatırım yapmayacağını söylüyor. Nigel Farage liderliğindeki Reform UK Partisi anketlerde yükselişini sürdürürken, İşçi Partisi içindeki bazı isimler ise gelecekte AB'ye yeniden katılma çağrısı yapıyor. Reuters'a konuşan Thomson, Brexit sürecinin henüz tamamlanmadığını ve geleceğin nasıl şekilleneceği bilinmediği için uzun vadeli plan yapmanın zor olduğunu dile getiriyor. İngiltere'de 2016 yılında düzenlenen referandumda seçmenlerin yüzde 52'si, ülkenin Avrupa Birliği'nden ayrılması yönünde oy kullanmış ve Brexit süreci resmen başlamıştı. Londra ile Brüksel arasında yaklaşık iki yıl süren görüşmelerin ardından 2018'in sonunda bir ayrılık anlaşması üzerinde uzlaşı sağlanmıştı. Ancak dönemin Başbakanı Theresa May'in liderliğindeki azınlık hükümeti, anlaşmaya parlamentodan onay çıkaramayınca 29 Mart 2019 için öngörülen Brexit tarihi üç kez ertelenmişti. May'in görevden ayrılmasının ardından başbakanlık koltuğuna oturan Boris Johnson ise parlamentodaki çıkmazı aşmak amacıyla Aralık 2019'da erken seçim kararı almış ve seçimlerden tek başına iktidar çıkmıştı. Brexit'e karşı çıkan muhalefetin parlamentodaki etkisinin azalmasıyla Johnson hükümeti, ayrılık anlaşmasını kısa sürede parlamentodan geçirerek yasalaştırmış, süreç 23 Ocak'ta hukuken tamamlanmıştı.
İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma sürecini (Brexit) başlatan referandumun üzerinden on yıl geçmesine rağmen, ülkedeki küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ) yoğun bürokrasi, yükselen maliyetler ve gerçekleşmeyen beklentiler arasında sıkışıp kalıyor. Küçük İşletmeler Federasyonu tarafından geçen ay yayımlanan çalışma, AB ile ticaret yapan İngiliz KOBİ'lerinin yüzde 63'ünün son 12 ayda önemli ticari engellerle karşılaştığını gösteriyor. Ankete katılanların üçte biri, mevcut yasal çerçeve altında birlik ile olan ticaretini azaltmayı veya tamamen durdurmayı planlıyor. İş dünyası temsilcileri, bu süreçte yaşadıkları deneyimleri aktarıyor.Mikro metal bileşenler üreten Brandauer firmasının yöneticisi Rowan Crozier, AFP ajansına yaptığı açıklamada, Brexit etkilerinin devam ettiğini belirtiyor. Çalışanlarını ticari nedenlerle ayrılığa karşı ikna etmek için elinden geleni yaptığını ifade eden Crozier, veriler incelendiğinde tüm malzemelerin teslimat sürelerinin Brexit sonrasında arttığının görüldüğünü söylüyor. İngiltere'nin AB'den resmen ayrılmasından önce sevkiyatların 24 ila 48 saat içinde sorunsuz şekilde ulaştığını kaydeden Crozier, artık bu sürenin en az bir hafta sürdüğünü dile getiriyor. Birmingham merkezli şirket, dünyada 0,05 milimetre kalınlığındaki metallerle çalışan az sayıdaki üretici arasında yer alıyor. Crozier, sahip oldukları bu uzmanlığın Brexit kaynaklı zorlukların aşılmasına katkı sağladığını ekliyor.Çelik yapılar, depolar, köprüler ve stadyumlar inşa eden Reidsteel şirketinin yöneticisi Simon Boyd, Avrupa'yı sevdiğini ancak sorunun Brüksel yönetimi olduğunu ifade ediyor. Boyd, karbon ticareti ve emisyon yönetmeliklerinin büyük bir sorun teşkil ettiğini dile getiriyor. Brexit destekçisi olan Boyd, İngiltere'nin AB'den miras kalan düzenlemeleri gevşetme konusunda daha ileri gitmemesinden şikayetçi. Ülkedeki net sıfır emisyon hedefini intihar niteliğinde olarak nitelendiren Boyd, emisyon oranları çok daha yüksek olan AB dışındaki ülkelerden çelik alarak karbon salınımının azaltılmadığını, aksine artırıldığını belirtiyor. Boyd, AB'den ayrılmanın kendilerine zarar vermediğini ancak bekledikleri faydaları da getirmediğini sözlerine ekliyor.Havalandırma sistemleri üreticisi Brookvent şirketinin yöneticisi Declan Gormley, her işletmenin kendisi için en iyi pazar fırsatını bulmak isteyeceğini, AB'nin hem Brexit öncesinde hem de sonrasında bu fırsatı sunduğunu dile getiriyor. Şirketin genel merkezi, İrlanda Cumhuriyeti ile açık sınırın korunması amacıyla AB ortak pazarında kalmaya devam eden Kuzey İrlanda'da yer alıyor. Hem İngiltere hem de AB pazarlarına erişimi olan şirketin durumunu iki tarafta da birer ayağımız var şeklinde tanımlayan Gormley, 2016'dan bu yana Avrupa genelindeki faaliyetlerinde büyük büyüme kaydettiklerini, ancak İngiltere pazarının durağan kaldığını açıklıyor. Gormley, Kuzey İrlanda'nın Brexit'ten fayda sağladığını ancak yine de tüm İngiltere'nin AB içinde kalmasını tercih edeceğini belirtiyor. İngiltere'nin güneydoğusundaki bitki tedarikçisi Provender Nurseries firmasının genel müdürü Richard McKenna, son on yılda kazanan kimsenin olmadığını, ekonominin ve insanların zarar gördüğünü ifade ediyor. Bu sürecin hayatı daha da zorlaştırdığını söyleyen McKenna, çalışanların daha fazla evrak işiyle uğraştığını ve her bürokratik işlemin şirkete ek bir maliyet getirdiğini kaydediyor. İthalat nedeniyle bitkilerin daha pahalı hale geldiğini ve bunun da ürün fiyatlarını artırarak satın almayı zorlaştırdığını belirten McKenna, Brexit öncesindeki gibi gümrüksüz ulaşım, Avrupalı ortaklarla engelsiz işbirliği ve sınırların kaldırılması yönündeki beklentisini paylaşıyor.Sanayi Devrimi'nin doğduğu yer olarak bilinen Telford merkezli Bridge Cheese firması, Asya pazarına yönelerek bu stratejinin sonuçlarını almaya başlıyor. Şirket, bu yıl Hong Kong'a, geçmişte Avrupa'ya gönderdiği yıllık 100 bin tondan fazla işlenmiş peynir hacminin iki katından fazlasını satmayı hedefliyor. Şirketin yöneticisi Harte, Reuters'a verdiği demeçte bu yıl Malezya'ya ihracata başlamayı umduğunu, Vietnam, Tayland ve Çin ana karası gibi pazarlarda ise onay süreçlerinin devam ettiğini bildiriyor. Ancak Brexit engellerinin başlamasının ardından 2025 sonuna kadar hiçbir yurt dışı satışı gerçekleştiremeyen şirket, ayakta kalabilmek için yavaşlayan iç pazar büyümesine bağımlı kaldı. Harte, İngiltere'nin komşularıyla serbestçe ticaret yapabilmesi durumunda şirket büyümesinin çok daha güçlü olacağından şüphe duymadığını kaydediyor. Brexit öncesinde pazartesi günü üretilen peynirin çarşamba günü Fransa veya İrlanda'daki müşteriye ulaştığını hatırlatan Harte, İspanya ve İtalya'ya hızlı bir şekilde açılma planlarını iptal etmek zorunda kaldıklarını söylüyor. 2021 yılında uygulamaya konulan ticaret anlaşmasından altı ay sonra, denetim başına 500 sterline varan zorunlu veteriner kontrolleri, gümrük belgeleri ve sınır gecikmeleri nedeniyle Avrupa satışlarından vazgeçtiklerini aktarıyor Harte, "Rekabetçi olamadık" ifadesini kullanıyor. Harte, şu anda Asya'ya gönderilen 16 bin 800 kilogram peynir taşıyan bir konteynerin veteriner sertifikası maliyetinin, AB'ye gönderilen yalnızca 1200 kilogramlık iki paletle aynı olduğunu ve buradaki bürokrasinin daha az yorucu olduğunu belirtiyor. Yıllık yaklaşık 35 milyon sterlin ciroya sahip olan Bridge Cheese gibi binlerce İngiliz şirketi, ana dış pazarlarına olan serbest erişim kaybını telafi etmek için yeni yollar bulmaya çalışıyor. Gıda üreticileri bu durumdan en çok etkilenen kesimler arasında yer alıyor.AB, İngiltere'nin en büyük ticaret ortağı olmayı sürdürse de, birçok üretici bu olumsuz etkileri hissetmeye devam ediyor. Bu durum, 2007-2008 küresel finansal krizinden bu yana düşük büyüme sarmalında olan İngiliz ekonomisindeki sorunları artırıyor. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, geçen ekim ayında yaptığı açıklamada, bir ekonominin dışa açıklığının azaltılmasının büyümeyi sınırlandıracağını, ancak zamanla ticaretin uyum sağlayıp yeniden inşa edileceğini belirtmişti. Şu ana kadar bu yeniden inşa sürecinin sınırlı kaldığı görülüyor. Gıda ve İçecek Federasyonu verilerine göre, İngiltere'nin AB'ye yaptığı gıda ihracatı hacmi, 2021-2025 yılları arasında Brexit öncesindeki beş yıllık döneme kıyasla yüzde 23'ten fazla azaldı. Londra Ekonomi Okulu (LSE) Ekonomik Performans Merkezi raporuna göre, 2024 yılına gelindiğinde, aralarında gıda üreticilerinin de bulunduğu yaklaşık 20 bin küçük ölçekli firma AB'ye ihracat yapmayı durdurdu ve toplam ihracatçı sayısı yaklaşık 100 bine geriledi. İngiltere'nin Avustralya ve Hindistan gibi ülkelerle yaptığı yeni ticaret anlaşmaları, bu kayıpların sadece küçük bir kısmını karşılayabiliyor. Ticaretteki daralmanın yanı sıra, belirsizlikler de yatırımların azalmasına yol açıyor. Hükümetin bütçe tahmincileri, Brexit'ten 15 yıl sonra İngiltere ekonomisinin AB'de kalınan senaryoya kıyasla yüzde 4 daha küçük olacağını ve bu zararın yaklaşık yarısının şimdiden gerçekleştiğini tahmin ediyor. Bu oran, ülkenin 2025 yılındaki 3 trilyon sterlinlik gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH) üzerinden hesaplandığında yaklaşık 120 milyar sterlinlik kayba karşılık geliyor. ABD merkezli Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu (NBER) ise kaybın yüzde 6 ile yüzde 8 arasında olacağını, gelecekteki büyüme için kritik olan yatırımların ise yüzde 18 daha düşük kalacağını öngörüyor. Brexit destekçisi ekonomistler ise bu tahminlere itiraz ediyor. NBER analizinde İngiltere'nin ABD gibi yüksek performans gösteren ülkelerle kıyaslanmasının Brexit etkisini abarttığını kaydeden uzmanlar, asıl sorunun yüksek vergiler, artan düzenlemeler ve yüksek enerji faturaları olduğunu belirtiyor. Söz konusu uzmanlar, İngiltere'nin son yıllardaki genel ekonomik performansının Fransa ile benzer, Almanya'dan ise daha iyi olduğunu belirterek, hizmet sektörünü destekleyecek ikili ticaret anlaşmalarına odaklanılması gerektiğini kaydediyor.İngiltere Başbakanı Keir Starmer ticari engelleri azaltmaya çalışırken, gıda güvenliği ve veterinerlik kontrollerini azaltmayı hedefleyen anlaşma için 22 Temmuz'da bir AB-İngiltere zirvesi planlanıyor. Ancak AB kaynakları sürecin yavaş ilerlediğini kaydediyor. Harte, İngiltere'nin kuralları AB ile uyumlu hale getirmesi durumunda yeniden Avrupa'ya ihracat yapmak istediklerini belirtiyor. Buna rağmen, son yıllardaki ekonomik şoklar ve Brexit nedeniyle sarsılan birçok şirket için bu adımların belirsizliği tamamen gidermesi beklenmiyor. Ülkede iş yatırımları yeni milenyumdan bu yana zayıf seyrederken, GSYİH içindeki payı bakımından G7 ülkeleri arasındaki en düşük seviyede kalmaya devam ediyor. 2016 yılından bu yana altı farklı başbakanın görev yapmasıyla yaşanan siyasi dalgalanmalar, işverenler üzerindeki belirsizlik yükünü artırıyor. Kuzey İrlandalı peynir üreticisi Thomson, bu belirsizlik ortamında, serbest erişim hakkına sahip olmasına rağmen AB pazarını genişletmek için yeni bir yatırım yapmayacağını söylüyor. Nigel Farage liderliğindeki Reform UK Partisi anketlerde yükselişini sürdürürken, İşçi Partisi içindeki bazı isimler ise gelecekte AB'ye yeniden katılma çağrısı yapıyor. Reuters'a konuşan Thomson, Brexit sürecinin henüz tamamlanmadığını ve geleceğin nasıl şekilleneceği bilinmediği için uzun vadeli plan yapmanın zor olduğunu dile getiriyor. İngiltere'de 2016 yılında düzenlenen referandumda seçmenlerin yüzde 52'si, ülkenin Avrupa Birliği'nden ayrılması yönünde oy kullanmış ve Brexit süreci resmen başlamıştı. Londra ile Brüksel arasında yaklaşık iki yıl süren görüşmelerin ardından 2018'in sonunda bir ayrılık anlaşması üzerinde uzlaşı sağlanmıştı. Ancak dönemin Başbakanı Theresa May'in liderliğindeki azınlık hükümeti, anlaşmaya parlamentodan onay çıkaramayınca 29 Mart 2019 için öngörülen Brexit tarihi üç kez ertelenmişti. May'in görevden ayrılmasının ardından başbakanlık koltuğuna oturan Boris Johnson ise parlamentodaki çıkmazı aşmak amacıyla Aralık 2019'da erken seçim kararı almış ve seçimlerden tek başına iktidar çıkmıştı. Brexit'e karşı çıkan muhalefetin parlamentodaki etkisinin azalmasıyla Johnson hükümeti, ayrılık anlaşmasını kısa sürede parlamentodan geçirerek yasalaştırmış, süreç 23 Ocak'ta hukuken tamamlanmıştı.